Makale

Sosyal medya sansürü, adalet arayışına darbe vurabilir

Sosyal medya platformlarına yönelik bant daraltma uygulamasına aylar kala, hak savunucuları adalet arayışını da tehdit eden sansürle topyekün mücadele gerektiğini söylüyor

BARIŞ ALTINTAŞ

Sosyal medya aktivizmi; insan hakları aktivistleri, kadın hareketi, çocuk hakları savunucuları ve kurulu düzenin sistematik olarak dışladığı kesimlerin adalet arayışında kamuoyuna yönelik bilgilendirme ve örgütlenmeyi kolaylaştırarak hayati bir rol oynuyor.

Ancak 1 Ekim’de yürürlüğe giren yeni sosyal medya düzenlemesi uyarınca Twitter, Facebook veya Instagram gibi sosyal ağ sağlayıcıları Türkiye’de yerleşik bir temsilci belirlemedikleri takdirde bant genişliği daraltma cezası alacak. Yani platformlara erişim engellenecek.

Bu engelleme toplumsal adalet ve hak arayışındakiler için ne anlama geliyor?

Kaos GL Medya ve İletişim Program Koordinatörü Yıldız Tar, sosyal ağların, tüm toplumsal eşitsizlikleri yansıtan yapılarına rağmen, Kaos GL ve genel olarak LGBTİ+ hareketi ve toplumu açısından ifade ve örgütlenme özgürlüğünün kullanılabileceği mecraların çok kısıtlı olduğu bir durumda kolaylaştırıcı bir işlev taşıdığını söylüyor.

Tar, “En basit örneği, Hande Buse Şeker davasının kısıtlı ve kapalı görüldüğü dönemde; bu kısıtlılık ve kapalılık kararının kaldırılmasında sosyal medyada yapılan eylemlerin önemli katkısı oldu” diyor.

İzmir’de yaşayan trans kadın Şeker’in 9 Ocak 2019 tarihinde, evine müşteri olarak gelen polis memuru tarafından öldürüldüğü iddiasıyla açılan davanın 21 Haziran 2019’da görülen ilk duruşması kapalı olarak görüldü. Kapalılık kararı daha sonra 13 Aralık 2019’daki 4. duruşmada kaldırıldı.

Sosyal medyanın kolaylaştırıcı etkisi ile ilgili bir diğer örnek veren Tar: “LGBTİ+ etkinlikleri yasaklandığında sosyal medyada kullanılan ‘LBGTİ+ yasaklanamaz hashtag’i gibi kampanyalar da belli bir farkındalık yaratıyor ve örgütlenmeyi kolaştırıyor” diyor.

‘İfade özgürlüğünün önünü açan bir mecra’

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Kampanyalar ve İletişim Direktörü Tarık Beyhan sosyal medyanın tüm dünyada ifade özgürlüğünün herkes için yaygın şekilde kullanılabilmesinin önünü açan bir araç haline geldiğini söylüyor.

Beyhan, sosyal medyayı “hak mücadelesinin, kaç kişi olduğunuzdan veya hangi konumları tuttuğunuzdan bağımsız, kazanabileceğiniz bir mücadele olmasını sağlayan ilk iletişim aracı” olarak tanımlıyor.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’ndan (KCDP) Avukat İpek Bozkurt, yalan haberlerin kolay yayılması, bazen trollerin veya Twitter’da “trending topic” yaratan grupların etkisinin olumsuz olabilmesi gibi nedenlerle, adaletin tesis edilmesinin sosyal medyadan beklemenin doğru bir bakış açısı olmadığının altını çiziyor. Ancak sosyal medyanın sessiz kalınan, hasıraltı edilen, yavaş yürütülen süreçleri göstermek; harekete geçilmesini talep etmek ve eksik kalan ivmeyi yaratmak için bir itici güç olduğunu da ekliyor.

“Yazılı ve görsel medyaya getirilen kısıtlar nedeni ile, aslında sosyal medyayı, elimizden geldiğince bilinçli ve sorumlu bir şekilde, bilgilendirme ve kamuoyu etkileşimi için değerli görüyoruz. Sosyal medya Platform’a Türkiye’nin farklı coğrafyalarında, henüz fiziksel olarak temas edemediğimiz nice farklı geçmişten, deneyimden gelen kadınlarla temas etme imkanı sağlıyor. Örgütlenme sürecinin altyapısını oluşturup, kadına karşı şiddet veya kadın cinayeti olayında aynı anda eyleme geçebilmek için aramızda güçlü bir bağ kuruyor” diyor Bozkurt.

Çalışma alanları toplumsal cinsiyet, insan hakları ve toplumsal hareketleri kapsayan İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesinden Doç. Dr Itır Erhart da, sosyal medyanın tüm sorunlarına rağmen hak arayışında önemli bir yeri olduğunun altını çiziyor:

“Sosyal medyanın ne kadar demokratik, kapsayıcı bir ortam olduğunu sorgulayabiliriz belki ama sesini duyurmakta çok zorlanan, sessizleştirilmeye çalışılan gruplara çok önemli bir alan açtı. Hatırlarsanız Türkiye’de bu alanın bir protesto aracı olarak kullanılması #DefneDervimi ile başladı. Sonra Türkiye’de başlayan ya da burada da karşılık bulan Emek Sineması, Gezi Parkı, #LGBTİHaklarıİnsanHaklarıdır, #BlackLivesMatter… Ana akım medyada görmediğimiz, göremediğimiz sesleri bu sayede duyduk, o sesleri hep birlikte yükselttik, yaygınlaştırdık.”

Temsilci atayan tek platform: YouTube

Bugüne dek YouTube dışında hiçbir sosyal ağ platformu, Türkiye’ye temsilci atamayı kabul etmedi.

Yasa ile ilgili gelişmelerde bir değişiklik olmazsa, sosyal ağ sağlayıcıları için Şubat 2021’de %50 oranında bant daraltma, Mart ayında ise %90’a varan ikinci bant daraltma uygulaması başlayacak. Ayrıca, temsilci atayan şirketler hükümetin sakıncalı bulduğu içeriği kaldırmakla yükümlü olacak.

Sosyal medyaya yönelik sansür, insan hakları örgütlerinin ve diğer ihlallere dikkat çekmeye çalışanların mücadelesine ne kadar zarar verebilir?

Uluslararası Af Örgütü’nden Beyhan: “Bu yasa sosyal medya platformlarını Türkiye hukukuna tabi tutma iddiasıyla aslında Türkiye sınırları içerisinde bulunan herkesi sessizleştirmeyi amaçlıyor. Bugün İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme tartışması kenara bırakıldıysa, sosyal medyada görülen tepki bunu sağlayan en önemli unsurlardan biridir. Bu düzenleme meşru toplumsal muhalefeti ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Özellikle pandemi şartları altında, toplumsal muhalefetin gösterileceği en önemli mecra ortadan kaldırılmış olacaktır” dedi.

Kaos GL’nin haber bültenlerinin editörlüğünü üstlenen Tar’a göre ise, bant daraltmayla birlikte savunucular “Kamuoyunun bilgi edinme hakkı ile başlayarak devamında kendi hakkını arayabilme konusunda; hak ihlaline maruz bırakıldığında bunu duyurabilme konusunda ve güçlenebilme konusunda ciddi engellerle karşı karşıya kalacak.”

‘Devlet kurumu gibi sosyal medya, yeni normal inşası’

LGBTİ+ toplumunu bekleyen ikinci bir tehlike ise temsilci atanması durumunda, LGBTİ+ kullanıcılara yönelik olarak zaten kısıtlayıcı kurallar uygulayan Büyük Teknoloji firmalarının bu konudaki düzenlemelerini daha da sert hale getirmeleri olasılığı.

Tar bununla ilgili olarak, “Doğrudan ‘biz bu içeriği istemiyoruz, kaldırın’ demekten ziyade o mecranın ruhunu, o mecranın insanlara sağladığı özgürlük alanını adım adım daraltıp, yeni normali inşa etme çabasıdır bu. Bu yeni normalde muhafazakârlık ve ahlakçılığın hüküm süreceğini söylemek gerçekçi olacaktır” diyor.

Peki hak örgütlerinin bu “yeni normale” yönelik planları var mı?

Uluslararası Af Örgütü’nün yasa ile ilgili yaklaşımını açıklayan Beyhan, “Yasanın çıkmasından önce takip etmeye başladık ve çalışmalara başladık. 2021 yılı itibarıyla da bu konuda daha aktif çalışmaya başlayacağız. Sosyal medya üzerinde artan sansür, sivil alanın daha da daralmasına neden olacaktır. Bu nedenle birçok sivil toplum kuruluşuyla da benzer ve ortak çalışmalar yürüteceğimize eminim” diyor.

KCDP’den Avukat Bozkurt, yaklaşan sansüre dair haklı bir endişe içinde olduğunu söylese de, hak arayanların yeni çözümler bulacağına inanıyor:

“Bence Türkiye’de tüm hak ihlallerine sesini çıkartan kitleleler var, çünkü biz özgürlüğün değerini biliyoruz. Özgürlüğün değerini, önemini, su gibi vazgeçilmez olduğunu bilen vatandaşlar olduğu sürece sosyal ağ sağlayıcılarının da Türkiye gibi bir coğrafyadan gidebilme imkanları yok. O nedenle her baskının yeni direnişleri doğurduğu gibi, elbette bu yeni internet sansürü, baskısı da bizlere daha da yaratıcı, alternatifler, nefes alabilme imkanları bulmamıza imkan verecektir.”

Tar da, sansüre kadar herkesin birlikte durması gerektiğini söylüyor: “İnternetin bizi özgürleştiren her şeyini çıkartıp, orayı bir tür bürokratik kamu kurumuna benzetmeye çalışan bir eylem planı ile karşı karşıyayız. İnterneti internet olmaktan; sosyal medyayı sosyal medya olmaktan çıkarak bir uygulama.”

Tar, son olarak,  “Kısıtlamaların sadece insan hakları mücadelesi veren kişileri değil, gündelik hayatımızı etkileyeceği gerçeğini de görmek gerekiyor” diyerek, 2014 yılında torba yasaya eklenen ve sonradan yasalaşan değişikliklere karşı İstanbul’da gerçekleştirilen protestoları hatırlatıyor:

“İstanbul’daki kitlesel eylem muazzam bir mobilizasyondu. Orada insanlar ‘İnternetime Dokunma” sloganı üzerinden ‘Bu benim hayatımı şekillendiren; kısıtlayan bir karar’ diyerek sokağa dökülmüşlerdi. Şu an bence böyle bir şeye ihtiyacımız var.”