Makale

İnternette ifade özgürlüğünün ilk savunusu: Coşkun Ak Davası

Coşkun Ak, İnternet yayıncılığının başladığı yıllarda yöneticisi olduğu forumda yayımlanan bir yazı nedeniyle yargılandı. 1999’da hakkında açılan dava, Türkiye tarihinin İnternet paylaşımı nedeniyle açılan ikinci, internette ifade özgürlüğü savunusunun yapıldığı ilk davaydı. Ak, ilk ifadesinden beraat kararı çıkan Yargıtay aşamasına kadar, ifade özgürlüğünü savundu. Bu yönüyle hukuk literatürüne girdi. İnternet sansürünün gittikçe yoğunlaştığı şu günlerde Coşkun Ak ile yargılandığı davayı ve günümüzü konuştuk

1999 yılında yöneticiliğini yaptığı bir forumda yayımlanan bir yorum nedeniyle yargılanan ve ceza alan Coşkun Ak, Türkiye tarihinde internette ifade edilen düşünceler nedeniyle yargılanan ikinci kişi. Bu alandaki literatürde incelenen, örnek olarak ele alınan ilk dava ise onunkisi. *

Ak, o günleri hatırlarken, aldığı hapis cezasını para cezasına çeviren karara itiraz etmeyi avukatıyla konuştuğunu anlatıyor ve kararı temyiz etmesinin nedenini şöyle açıklıyor:  “Hapis cezasından kurtulmuştum, ödeyebileceğim bir para cezasına çevrilmişti. Ama suç işlediğimi kabul etmiş olacaktım.”

İnternet üzerinde fikrini açıkladığı için yargılanan ve ceza alan ilk kişi ise bir lise öğrencisi. Ankara’da görme engellilerin düzenlediği bir eyleme Ankara Büyükşehir Belediyesi zabıtalarının şiddet göstererek saldırmasını internetteki bir forumda eleştirmişti.

Yıl 1997 idi. O dönem yayında olan “Turk.net”in forum alanı olan “Forum Güncel”deki yorumu 7 Aralık günü yapmıştı. Adını ve e-posta adresini açık olarak yazmıştı. 17 gün sonra ailesiyle birlikte yaşadığı ev basıldı. Gözaltına alındı; hakkında açılan davada tutuksuz yargılandı. Lise öğrencisinin Ak’tan farkı, savunmasını ifade özgürlüğü üzerinden kurmamasıydı. Dava 1 Haziran 1998’de bitti. 10 ay ceza aldı; hâkim, sanığın mahkemedeki iyi halini dikkate alarak cezada indirim yapmıştı.

Dava, eski Türk Ceza Kanunu’nun 159. Maddesinin 1. Fıkrasından açılmıştı. Yani “devletin emniyet muhafaza kuvvetlerini alenen tahkir (hakaret) ve tezyif (aşağılama)”. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu 1965 yılında yürürlüğe girmişti.  Bu kanun Avrupa Birliği uyum müzakereleri çerçevesinde 1 Haziran 2005 itibariyle yürürlükten kaldırıldı.

159. Maddenin hükmü şöyleydi: “Türklüğü, Cumhuriyeti, Büyük Millet Meclisini, Hükümetin manevi şahsiyetini, Bakanlıkları, Devletin askeri veya emniyet muhafaza kuvvetlerini veya Adliyenin manevi şahsiyetini alenen tahkir ve tezyif edenler altı aydan üç seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar.”

Yerine yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda bu madde 301’e dönüştü. Kapsamı çok değişmedi sadece öngörülen cezanın üst sınırı iki yıla indirildi.

Coşkun Ak davası

159. Madde, Coşkun Ak’a karşı da kullanılacaktı. Ancak onun evine baskın yapılmadı. Hakkındaki iddianame 27 Temmuz 1999’da hazırlandı.

Bu davaya konu olan mesele de yine internetteki bir forum alanında yapılan kullanıcı yorumuydu. Bu kez forum alanı, dönemin bir diğer büyük internet servis sağlayıcısı Superonline.com’a aitti. Ak, aynı şirkette İnteraktif Bölümler Koordinatörü olarak çalışıyordu. İnteraktif Bölümler, internet kullanıcılarının diledikleri şeyleri paylaştığı çeşitli alanlardan oluşuyordu. Bunlardan biri de “Forum: Tartışma Platformu”ydu.

Suça isnat edilen yazı, koordinatör olarak Coşkun Ak’ın açtığı forum alanında, “Türkiye’de İnsan Hakları İhlalleri” başlıklı tartışmaya gelen bir yorumdu. “Bir İnsan” rumuzlu kullanıcının yorumu, 26 Mayıs 1999’da sayfada yayımlandı. Yorumun sahibi bilinmediği için bölümün yöneticisi Coşkun Ak sorumlu tutuldu.

“Forumumuzda herkes anonimdi”

Coşkun Ak, yönettiği bölümün çalışma sistemini şöyle anlatıyor:

“Biz foruma katılanlardan bilgilerini talep etmiyorduk. Herkes anonimdi. İstedikleri rumuzla yazabiliyorlardı. Üye olmaları gerekmiyordu. O yıllarda üyelik insanları uzaklaştırıyordu. Mesela ben Facebook ilk açıldığında önce bir durakladım; Coşkun Ak olarak orada olmak istemeyeceğimi düşünmüştüm. Twitter’da anonim olanlar var ama kendi isminle yazıyorsun artık. Üyelik var; kim olduğunu bulabilirler. Biz öyle bir sistem kurmamıştık. Zaten kişilerin değil, fikirlerin önemli olduğu bir yapı kurmuştuk.”

Dolayısıyla “Bir İnsan” rumuzlu kişiyi bulmak mümkün değildi.

Forumdaki tüm başlıkları Coşkun Ak ve ekibi belirliyordu. Forumlara ve bu forumların altında açılan başlıklarda sürüp giden tartışmalara katılım serbestti. Bu başlıklar bir süre yayında kalıyordu; başlıkların kaldırılması için de bir prensip belirlemişti:

“Memleket ve dünya gündemine bağlı olarak çeşitli forum başlıkları açıyorduk. İnsanlar yazılarını sisteme giriyordu; ben ve ekibim yayımlandıktan sonra görürdük. Forum kurallarını ihlal eden girişleri kaldırırdık. Hakaret, reklam, küfür barındıran yazıları kaldırıyorduk. Onun dışında tamamen esnek, demokratik ve çoğulcu bir tartışma zemini olmasını hedefliyorduk. Bir süre sonra açtığımız başlıklar forum katılımcılarına yetmez oldu. Kendi başlıklarını açmak istiyorlardı. Bu talep artınca “Forum: Tartışma Platformu” adlı bir alan daha açtık. Burada katılımcılar tartışmak istedikleri konu başlıklarını açabiliyordu. Yargılanmama neden olan başlık bu alanda açılmıştı: “Türkiye’de İnsan Hakları İhlalleri”. Yaklaşık sekiz bölümlük, üzerine çok çalışıldığı belli olan, ulusal gazetelerden ve dergilerden alıntıların yapıldığı, referanslı bilgilerin olduğu bir yazıydı. İçeriğine katıldığım yerler vardı, katılmadığım yerler de. Ama forum kuralları içinde kimseye hakaret etmeyen, reklam içermeyen bir yazıydı. Yayımlandı ve altında tartışılmaya başlandı.

“Açılan başlıkların kaldırılması için prensibimiz şöyleydi: Bir başlığa yedi gün boyunca yeni bir katkı gelmediğinde başlığı siliyorduk.”

“Bir İnsan” rumuzlu kullanıcının yazdığı başlık altında katkılar ve tartışmalar devam ettiği için yayındaydı. Bu sırada Coşkun Ak hakkında, bu yazı nedeniyle yapılan şikâyet üzerine soruşturma açıldı.

Bu dava neden önemli?

1997’deki davanın değil de 1999’da açılan davanın literatürde önemli hale gelmesinin birkaç nedeni var. Öncelikle Coşkun Ak’ın savunmasını ifade özgürlüğü üzerinden yapması, davayı önemli kılıyor. İkinci olarak Ak’ın avukatı Fikret İlkiz, o yıllarda yürürlükte olan basın kanununun internet yayıncılığını kapsamadığını ve bu alana özgü bir kanunun düzenlenmesi gerektiğine dair görüşlerini savunmalarda nirengi noktası yaptı. Bu savunmalar daha sonra internet yayıncılığında yaşanılan hukuki sorunlarda ön açıcı oldu. Çünkü Coşkun Ak bu davada uzun çabalar sonucu beraat aldı. İki dava arasında bir fark da, Coşkun Ak davasının Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerinin yoğunlaştığı döneme denk gelmesiydi. Türkiye’nin AB’ye aday ülke olarak müzakereler süresince yasalarını gözden geçirmesi gerekiyordu. Bu nedenle Coşkun Ak davası hem ifade özgürlüğü hem de o yıllarda yepyeni bir alan olan internet yayıncılığı düzenlemeleri açısından kritik bir örnek dava haline geldi.

Savcı, online forumu gazete gibi ele aldı 

“Çok şanslıydım. Avukatım Fikret İlkiz’di. Bu davaya Coşkun Ak Davası deniyor, usul olduğu üzere; ancak gerçekte ‘Fikret İlkiz Davası’dır. İddianamede gazete olsa şundan yargılanacaktı gibi ifadeler var. İnterneti basılı gazeteye benzetiyor, mevcut kanun maddelerine uydurmaya çabalıyorlardı. Bizim yaptığımız işi gazetecilikle bir tutuyorlardı. Ancak Superonline bir erişim şirketi; Basın Kanunu’na tabi olarak kurulmamış. Şirketin yaptığı iş son kullanıcıyı internete ulaştırmak. İçerik var; evet, ama bunun nedeni basit: İnternet o kadar yeni ki, Türkçe içerik çok az. Kullanıcıyı ulaştırdığınız mecrada Türkçe içerik boşluğunu da doldurmak gerekiyor. Zaten o dönem erişim sağlayıcıların izlediği yol bu. Forum alanlarını, bugünün Twitter’ı, Ekşi Sözlük’ü ile karşılaştırabilirsiniz; hatta forum biçimi halen internette kullanılır. İnternetin okuru içerik üretimine kattığı alanlardı bunlar. Ayrıca gündem haberleri, spor, magazin sayfaları da vardı. O dönemlerde ‘portal’ denilen, internete bağlanmak için Superonline’ı kullananların ilk geldiği site yani. Bu oluşumu hukuksal olarak gazeteye benzetmeye uğraştı iddia makamı.”

“İnternet’in isim babası sen misin?”

O tarihlerde İnternet’in ne olduğu o kadar bilinmiyor ki; Coşkun Ak’ın adliyede ifadesini alan savcı şu soruyu soruyor: “Bu İnternet’in isim babası sen misin?”

“O sırada ‘İnternet’teki forum alanında ‘register’ olmayan bir kullanıcıya ait bu ifadeler’ gibi cümleler kurarak isnat edilen suçla olan ilgimi açıklamaya çalışıyordum. Karşımdaki savcı daktiloyla bunları yazmaya çabalıyordu. Önünde bilgisayar yoktu” diyor Coşkun Ak. Böyle bir soru gelince, bu aşamadan sonra her adımda İnternet’in ne olduğunu anlatmak zorunda kalmış. Zaten savcılık ifadesinde söze girerken uzun, teknik bir bölüm var. Söze şöyle başlıyor:

“İnternet, birden fazla haberleşme ağının yani network’ün birlikte meydana getirdikleri bir iletişim ortamıdır.”

Burada “İnternet protokolü (TCP/IP), modem, İnternet servis sağlayıcı nedir” gibi temel bilgiler veriyor; ardından internet ortamında forum alanlarının nasıl çalıştığını, kendisinin ne iş yaptığını detaylı bir biçimde anlatıyor.

Hazırlanan iddianamede savcı, söz konusu yazının eski TCK 159. Maddede geçen dört kurumu aşağıladığı gerekçesiyle cezanın dört kez uygulanmasını talep ediyor.

Fikret İlkiz, savunmasında suçlamaların hiçbir kanuna uymadığı vurgusunu yaptı. Buna karşın Coşkun Ak, İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada 27 Mart 2001 tarihinde 40 ay hapis cezasına çarptırıldı.

“Ben bu kararı da temyiz edeceğim”

Avukat Fikret İlkiz, Yargıtay 9’uncu Ceza Dairesi’ne temyiz başvurusu yaptı. Karar Yargıtay’da 14 Kasım 2001 tarihli kararla bozuldu. Ancak ilk derece mahkemesi kararında direndi. 12 Mart 2002 günü verdiği kararda cezayı para cezasına çevirdi. Coşkun Ak’a günlüğü 5 bin liradan toplam 6 milyon lira para cezası verilmiş oldu.

“TL’den altı sıfır atılmadan önceki para” diyor gülerek ve ekliyor “O zaman bir paket sigara parası yaklaşık. Ben öder kurtulurum diye düşünürken Fikret Abi bana dönüp ‘Hadi sana geçmiş olsun, ben bu kararı da temyiz edeceğim’ dedi. Hapis cezasından kurtulmuştum, ödeyebileceğim bir para cezasına çevrilmişti. Bir an ‘neden’ diye düşündüm; sonra suçlu bulunduğumu, suç işlediğimi kabul etmiş olacağımı fark ettim. Fikret Abi’nin ‘Geçmiş olsun’ derken temyizde beraat çıkaracağını bildiğini düşünüyorum. Daha önce söyledim bir kez daha hakkını vereyim, en büyük şansım avukatımın Fikret İlkiz olmasıydı.”

O günlerde Türkiye, Avrupa Birliği (AB) ile müzakere halindeydi. Aralık 1999’da Helsinki’de yapılan zirvede aday ülke olarak kabul edilmişti. AB’nin öngördüğü “Siyasi Kriterler”in sağlanması için kanunlarda değişiklikler yapılıyordu. Keza Fikret İlkiz’in para cezasını üst mahkemeye taşımasından yaklaşık altı ay sonra 9 Ağustos 2002’de yürürlüğe giren 4771 sayılı kanun ile 159. Madde’de ifade ve düşünce özgürlüğü lehine bir değişiklik yapıldı. Maddeye getirilen ek, AB kriterlerine uygundu ve şöyle diyordu:

Birinci fıkrada sayılan organları veya kurumları tahkir ve tezyif kastı bulunmaksızın, sadece eleştirmek maksadıyla yapılan yazılı, sözlü veya görüntülü düşünce açıklamaları cezayı gerektirmez.

2002 ve 2003 yıllarında kamuoyunda “AB Uyum Paketleri” olarak adlandırılan toplam yedi ‘torba yasa’ yani farklı yasalarda değişiklikler yapan yasalar çıkarıldı.

Demokratik Sol Parti çoğunluğunda Milliyetçi Hareket Partisi ve Anavatan Partisi’nin oluşturduğu Bülent Ecevit hükümeti tarafından 159. Madde’de yapılan bu ilerici değişiklik, Recep Tayyip Erdoğan Başbakanlığında AKP hükümeti tarafından 1 Haziran 2005’te kaldırılacaktı. Zaten o tarihten sonra Türkiye birçok alanda olduğu gibi düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda da tarihin derinliklerine doğru hızla gerilemeye devam etti.

“Bugün 10 kez daha düşünürüm”

Coşkun Ak ile röportajımızı sorduğum ilk soruya dönerek bitirelim. “O gün yaşadıkların bugün başına gelseydi” sorusunun ardından şu soruyu sordum:

“Peki, bugün Türkiye’de İnsan Hakları İhlalleri başlıklı yazıyı yine yayımlar mıydın?”

Yanıtı şöyle oldu:

Bugün 10 kere daha düşünürüm. Çok daha başka günlerdeyiz. Bunu Superonline arkamda durmayıp soruşturma açılır açılmaz beni işten çıkarttığı, iki yıl boyunca yargılandığım, hayatımın bu nedenle başka bir yöne savrulduğu için, yani kötü bir tecrübe yaşadığım için söylemiyorum. Bugün kendimi 1980’lerin başlarını yaşıyormuşum gibi hissediyorum. Üstelik bugün enstrümanları daha fazla.”

Savcı: “Fikir özgürlüğünün arkasına sığınaraktan…”

Coşkun Ak’ın 1980 Darbesi sonrası koşulları hatırlatması son yıllarda yaşananların vahametinden kaynaklanıyor. Kendisiyle yaptığımız söyleşi sırasında son günlerde düşüncelerini açıkladıkları için ardı ardına gözaltına alınan fotoğrafçı Fırat Erez, CHP üyesi Banu Özdemir, Gazeteci Hakan Gülseven ve sosyal medya kullanıcısı Taylan Kulaçoğlu gibi muhaliflerin adlarını andık.

Devletin düşünce ve ifade özgürlüğü meselesine yaklaşımını savcı ve hakimlerin fikir yapılarından çıkartmak mümkün. Yıllar içinde değişmeyen bir katılık var. Coşkun Ak davasını doktora tezinde işleyen avukat Barış Günaydın, tez çalışmasında soruşturmayı açan eski basın savcısı Cevat Özel ile röportaj yapmış.

Bu yazıyı eski savcının ifade ve düşünce özgürlüğüne adalet sisteminin bakışını özetlediğini düşündüğüm sözleriyle bitirmek iyi olacak:

Coşkun Ak, hani (…), haberi olmadığını söyleseydi hiçbir problem olmayacaktı ama ısrarla o işin arkasında durdu. Fikir özgürlüğünün arkasına sığınaraktan dört gün daha bilerek ve isteyerek yayımladığını söyledi.

* Coşkun Ak Davası’nı ele alan yayınlar:

– İnternet Ortamında Yayıncılık Açısından İfade Özgürlüğü’nün Kullanımı: “Coşkun Ak Davası Örneği”, Barış Günaydın, Doktora Tezi, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eylül 2009.

– İnternet Çağında Gazetecilik, Der: Serhan Yedig, Haşim Akman, Metis Yayınları, 2002.

– İnternet ve Hukuk, der: Yeşim M. Atamer, İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2004.

– Suçta Araç Olarak İnternetin Teknik Ve Hukuki Yönden İncelenmesi, Sevil Yıldız, Doktora Tezi ,Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalı, 2006.