Makale

İnternet çağında demokrasi karşılaşmaları: Unutulma hakkına karşı gerçeği bilme hakkı

Zelal Pelin Doğan* 

Her geçen gün bilgi, farklı yollarla ve farklı kanallar aracılığıyla otoriterizme, suça, eşitsizliğe, yoksulluğa karşı mücadelede güçlü bir araca dönüşüyor. İnternetin kullanımı ise bilgiye erişimi daha da mümkün kılıyor ve dolayısıyla kolektif eylemleri, siyasi katılımı ve gerçeği bilme hakkını kuvvetlendiriyor. Gazeteci açısından haber yayma hakkının, halk açısından haber alma hakkının en önemli araçlarından birine dönüşüyor. Bir diğer yandan internette yer alan bilgiler geçmişe dair bir hafızayı da her an herkesin belli imkanlar dahilinde erişebileceği şekilde içerisinde barındırıyor. Hatta birçok olayda görüldüğü gibi internet gözaltı, tutuklama gibi koruma tedbirlerinin uygulanmasını ve devlet makamları tarafından soruşturmaların etkililiğinin artırılması konusunda sorumluluklar alınmasını teşvik ederek mağdurun adalete erişiminde önemli bir işlev görüyor.

Ancak internetin bu faydaları birtakım hukuki sorunları da beraberinde getiriyor. Bu sorunlardan biri olan bireylerin internetteki içeriklerden kişisel olarak etkilenmesi, kişilik haklarının ihlali sonucunu da doğurabiliyor. Fakat unutulma hakkından yararlanmak isteyen kişi hakkındaki içerik, özellikle yolsuzluk olayları ve insan hakları ihlalleri gibi konular söz konusu olduğunda bir çatışma alanı da ortaya çıkarıyor. Bu çatışma alanında unutulma hakkı, gerçeği bilme hakkı, haber yayma hakkı ve bilgi edinme hakkı gibi ifade özgürlüğünün bir parçası olan birçok temel hakkın kullanımı ile karşı karşıya geliyor. Özellikle otoriter devletler açısından da bir sansür mekanizmasına dönüşme tehlikesi taşıyor.

Son birkaç aydır Türkiye gündemini çokça meşgul eden bu tartışmalar, yasal düzenlemeler, geçmiş kararlar ve yakın zamanda Recep Çakır[1] olayında karşılık bulan uygulama bu yazının yazılmasına da vesile oldu.

Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın kararı ve internette unutulma hakkına ilişkin dünyadaki uygulama örnekleri

İnternette unutulma hakkı ile ilgili olarak ortaya çıkan sorun, yakın zamanda Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (Büyük Daire) 13 Mayıs 2014 tarihli kararında ele alındı. 1998’de bir İspanyol vatandaşı olan Mario Costeja González’ın ödenmemiş bir borcuna karşılık taşınmazı haciz konularak satışa çıkarılmıştı. İspanyol hukukuna göre, satış ilanı La Vanguardia gazetesinde yayınlanmıştı. Birkaç yıl sonra Costeja, gazetenin internet arşivine baktığında Google arama motorunda isminin ilanlarla ilişkilendirildiğini görmüş ve kaldırılmasını talep etmişti. Google’ın arama motorundan içeriğin çıkarılmasını reddetmesi üzerine Costeja İspanyol Veri Koruma Ajansı’na başvurmuştu. Gazeteye ilişkin talep, söz konusu içeriğin yasal bir gereklilik sebebiyle yayınlandığından bahisle reddedilmiş ve fakat Google İspanya ile Google Inc. şirketine kişiyle ilgili arama sonuçlarını kaldırmasına ve gelecekte erişilmesini kısıtlamasına karar verilmişti. Google, bu kararın iptali için dava açmış ve davaya bakan İspanyol mahkemesi konuyu Avrupa Adalet Divanı’na taşımıştı.

Google İspanya kararı içerdiği konu itibariyle kişisel verilerin işlenmesi, internet arama motorları, internet sitelerinde yer alan verilerin işlenmesi, bu verilerin aranması, depolanması ve arama motoru yöneticisinin sorumluluğuna ilişkin olarak kişilerin korunması ile ilgili önemli açıklamalar içeriyor. Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı ve Avrupa Parlamentosu’nun 24 Ekim 1995 tarihli 95/46/CE sayılı direktifinde tanınan korumaya dayandırılan bu karara göre bireyler, belirli koşullar altında, arama motorlarından kendileriyle ilgili kişisel bilgileri içeren bağlantıları kaldırmalarını isteme hakkına sahip. Bu işlemin bilgilerin yetersiz, alakasız ya da artık alakasız veya veri işleme amaçları açısından aşırı olduğu durumlarda geçerli olduğunu da eklemek gerekiyor[2]. Ayrıca arama motoru tarafından yapılan müdahale, sadece kişinin adıyla ilgili sorgulara yanıt olarak gelen sayfaların arama sonuçlarından kaldırılmasını kapsıyor, içeriğin internetten tamamen çıkarılmasını değil.

Avrupa’da, Güney Amerika’da, Amerika Birleşik Devletleri’nde, Asya’da kısacası dünyanın hemen her yerinde kişisel verilerin korunması ve özel hayata saygı kapsamında unutulma hakkına ilişkin yasal düzenlemeler yapılmakta, mahkeme kararlarıyla büyüyen bir içtihat oluşmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi[3]’nin de unutulma hakkına değinen kararları bulunduğu hatırlatmak gerekiyor. Ayrıca Google Şeffaflık Raporu da bize bu hakkın uygulama alanıyla ilgili önemli veriler sunuyor[4]. Dolayısıyla hem ulusal hem de uluslararası hukukta unutulma hakkına ilişkin günden güne değişen ve genişleyen bir ilgi söz konusu olduğunu söyleyebiliriz[5].

5651 sayılı Kanunu değiştiren 7253 sayılı Kanun

Türkiye de unutulma hakkıyla ilgili dünyadaki gelişmelerden etkilendiğini ve hem Yargıtay hem de Anayasa Mahkemesi kararlarında bu hak açıkça yer aldığını görüyoruz[6]. Diğer birtakım düzenlemelerle birlikte unutulma hakkına dayanak teşkil eden ve kısa bir süre önce TBMM tarafından kabul edilen 7253 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun[7], 31 Temmuz 2020 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlandı. Bu Kanun, kişilik hakları ihlal edilenlerin talep etmesi halinde içeriğin yayından çıkarılmasını ve arama motorlarında ilişkilendirilmemesini de mümkün kılıyor. Kanunun 5. maddesi ile 5651 sayılı Kanunun 9. maddesinin 1. fıkrasında yapılan değişiklik ve aynı maddeye eklenen 10. fıkra, internet ortamında yapılan yayının içeriği nedeniyle kişilik hakları ihlal edilenlerin talep etmesi durumunda hakim tarafından, başvuranın adının, ihlale konu internet adresleriyle ilişkilendirilmemesine karar verilebileceğini düzenliyor. Ayrıca kararda, Erişim Sağlayıcıları Birliği tarafından hangi arama motorlarına bildirim yapılacağının da yer alacağı belirtiliyor.

Kanun taslağının hazırlık sürecinde Avrupa’daki örneklerin incelendiği, Almanya ve Fransa’daki düzenlemelerin örnek alındığı söylenmişti[8].  Leibniz Medya Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Wolfganz Schulz, pek çok çevre tarafından övülen yasal düzenlemenin dünya çapında ilk olması itibarıyla örnek teşkil ettiğini ve fakat özellikler otoriter devletlerin kendi iç hukuklarında bu şekilde düzenlemeler yapması ve uygulamasının kendi içinde riskler barındırdığına ilişkin bir açıklama yapmıştı. Özellikle düşünce özgürlüğü, temel insan hakları ile hukuk devleti normlarına riayeti düşük ülkelerin, otokratik rejimlerin Almanya’daki yasayı referans göstererek kötüye kullanabileceği, sansüre veya muhalif sesleri susturmaya yönelik müdahalelere yol açabileceği tehlikesine dikkat çekmişti[9].

Geçmişin denetimi veya geleceğin inşası

URL’lerin internet arama motorlarından kaldırılması her ne kadar kişiye kişisel verileri üzerinde kontrol sağlama imkanı tanısa da dönemin Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı’nın dediği gibi bu hak mutlak bir hak değildir ve geçmişin tamamen silinmemesi, ifade ve basın özgürlüklerinin önüne geçmemesi gerekiyor[10].  Dolayısıyla unutulma hakkı ile ifade özgürlüğü karşı karşıya geldiğinde üstün kamu yararı, toplumsal barış, cezasızlığın ortadan kaldırılması amaçlarıyla hareket etmek gerekiyor.

Türkiye’de gazetecilik faaliyetleri ve ifade özgürlüğü üzerindeki olağanüstü baskı; kadınlara ve dezavantajlı gruplara yönelik olarak gerçekleştirilen sistematik şiddet, saldırı ve öldürme eylemleri; koruyucu mekanizmaların bu baskı ve şiddeti önleme ve ortadan kaldırmada yetersiz oluşu; toplumsal hafıza ve bir yüzleşme kültürünün olmayışı hem haber yayma ve bilgiye erişim hakkı bakımından sansüre hem de toplumsal hafızayı silerek cezasızlık sorununun büyümesine yol açabilir. Dolayısıyla bu düzenlemenin iki sonucu olabilir:

Birincisi ifade ve basın özgürlükleri üzerindeki baskının ve sansürün artmasıdır. Mevcut durumda erişim engelleme kararı öncelikle suç unsuru teşkil ettiğine kanaat getirilen yayına, habere, resme vs. yönelik alınması gerekirken uygulamada genellikle yayının bulunduğu internet sitesinin tamamına erişim engellendiğini görmek mümkün. İçeriğin çıkarılması ihtimali de söz konusu olduğu için haber yayma hakkı, bilgi edinme hakkı gibi ifade özgürlüğünün bir parçası olan hak ve özgürlüklere yönelik müdahalelerde meşru amaç, orantısızlık gibi sorunlar daha fazla karşımıza çıkacak gibi duruyor. Bu durum da özellikle belli konulardaki içeriklerin, mesela yolsuzluk olaylarına ilişkin kamu görevlileri hakkında yapılan haberlerin, arama motorlarından kaldırılması talebinde konunun kamuyu ilgilendiriyor olması, kamunun üstün yararına ilişkin olması, güncelliğini koruyor olmasının göz önüne alınmasını gerektiriyor.

İkincisi ise toplumsal bir hafızayı barındıran ve bunu gelecek kuşaklara taşıyabilme kapasitesine sahip olan internette içeriklerin silinmesinin geçmişe dair bilgiyi yok etmesidir. Özellikle geçiş dönemi adaletinin adli olmayan süreçlerinde hafızanın aktarılması açısından çok etkin bir rol oynayan internetin, günümüzde, geleğin inşasındaki rolünün tartışmasız olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla internette geçmişin muhafazası, toplumsal barışın hakim olduğu bir geleceğin kurulmasını ve gerçeği bilme hakkının sağlanmasını da teşvik ediyor. Gerçeği bilme hakkı veya diğer adıyla hakikat hakkı, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi tarafından devredilemez ve özerk[11] bir hak olarak ilan edilmesine rağmen bazı uluslararası otoriteler tarafından henüz uluslararası bir sözleşmeyle açık ve tartışmasız bir şekilde geçerli kılınmamış ve bir norm olarak yerleşmemiş olsa da ifade özgürlüğünün bir parçası olarak yorumlanıyor. Amerikalılar Arası İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına göre hakikati bilmek toplum ve bütün insanlığı etkiler [12], bu sebeple hiçbir müzakere bu ağır insan hakları ihlallerine karşı cezasızlık sonucunu doğuramaz [13]. Bu durumda, bir toplumun tarihsel hafızasını koruyan, hukukun üstünlüğünü savunan ve garanti eden yönetimlerin, verilerin korunmasında ve geçmişe ilişkin hafızanın gelecek nesillere aktarılması ve iletilmesinde önemli bir rol oynaması gerekir. Bu çerçevede toplumun belli bir kesimine, hayvanlara karşı işkence ve kötü muamele failleri ile yoğun ve sistematik bir şekilde hukuka aykırı eylemler gerçekleştiren kişilerin talepleri belirleyicidir. Mesela emir komuta zincirinde en alt seviyede olsa bile askeri diktatörlük dönemlerinde gerçekleştirilen insanlığa karşı suçların faillerinin talepleri olumsuz olarak değerlendirilmelidir. Hatta artık Türkiye’de kadınlara karşı sistematik olarak suç işlenen, koruyucu mekanizmaların ortadan kaldırıldığı/hiç uygulanmadığı hukuki ve politik bir durumda bu hakkın uygulanmaması gerekiyor. Tüm dünyanın deneyimlediği üzere toplum vicdanını yaralayan, kamu barışını engelleyen ve tarihsel hafızayı yok eden, geçmişi denetim altına alan müdahaleler hem gelecek inşasını olumsuz yönde etkilemeye hem de cezasızlık politikalarını körüklemeye devam ediyor.

*Avukat. E-mail: zelalpd@gmail.com

[1] “Tecavüzden hükümlü milli güreşçi istedi, onlarca haber sansürlendi”   http://www.diken.com.tr/tecavuzden-hukumlu-milli-guresci-istedi-onlarca-haber-sansurlendi/

[2] Court of Justice of the European Union (CJEU), Google Spain SL and Google Inc. v Agencia Española de Protección de Datos (AEPD) and Mario Costeja González, Case C‑131/12, 13 May 2014. https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/HTML/?uri=CELEX:62012CJ0131&from=EN, parag. 93

[3] ECHR, M.L. ve W.W. v Germany, Appl. Nos: 60798/10 and 65599/10, 28 June 2018.

[4] https://transparencyreport.google.com/eu-privacy/overview?hl=tr

[5] Bu yazının niteliği itibariyle unutulma hakkının hukuki kaynaklarına dair daha fazla açıklama yapılmayacaktır. Fakat konunun ilgilileri detaylı incelemelere şu kaynaklardan ulaşılabilir: Can Yavuz, Unutulma Hakkı, Seçkin Yayıncılık, 2. Baskı, Nisan 2018; Eren Sözüer, Unutulma Hakkı, İnsan Hakları Hukuku Perspektifinden Bir İnceleme, On İki Levha Yayıncılık, Ekim 2017.

[6] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2014/56 E. 2015/1679 K. sayılı 17/06/2015 tarihli kararı ile Anayasa Mahkemesi’nin N.B.B. Başvurusu, B. No: 2013/5653, 03/03/2016; Aslı Alp ve Şükrü Alp Başvurusu, B. No: 2014/18260, 04/10/2017; Asım Bayar ve Veysel Bayar Başvurusu, B. No: 2014/4141, 04/10/2017; G. D. Başvurusu, B. No: 2014/1808, 04/10/2017; Gözde Yiğit Başvurusu, B. No: 2014/16026, 05/10/2017; Fahri Göncü Başvurusu, B. No: 2014/17943, 05/10/2017; C. K. Başvurusu, B. No: 2014/19685, 15/03/2018.

[7] https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/07/20200731-1.htm

[8] “Sosyal medya düzenlemesinde Almanya modeli” https://www.gazeteduvar.com.tr/politika/2020/07/14/sosyal-medya-duzenlemesinde-almanya-modeli/; “Son dakika haberi: Sosyal medya düzenlemesinde neler var? İşte çalışmanın detayları” https://www.hurriyet.com.tr/gundem/son-dakika-haberi-sosyal-medya-duzenlemesinde-neler-var-detaylar-belli-oldu-41555145

[9] “Alman sosyal medya yasası Türkiye’ye örnek olur mu?” https://www.dw.com/tr/alman-sosyal-medya-yasas%C4%B1-t%C3%BCrkiyeye-%C3%B6rnek-olur-mu/a-54033328

[10] Viviane Reding, Vice President, Eur. Comm’n, The EU Data Protection Reform 2012: Making Europe the Standard Setter for Modern Data Protection Rules in the Digital Age 5, 22 January 2012.

http://europa.eu/rapid/pressReleasesAction.do?reference=SPEECH/12/26&format=PDF

[11] United Nations Human Rights Council: Report of the Office of the High Commissioner for Human Rights, Right to Truth, 7 June 2007, A/HRC/5/7

[12] Sentencia Corte IDH 25/11/2003, Caso Myrna Mack Chang vs. Guatemala, serie C No 101, §  274.

[13]Sentencia Corte IDH 22/02/2002, Caso Trujillo Oroza vs. Bolivia, serie C No 92, § 274.