Makale

Görevden Uzaklaştırılan Karşıyaka Hâkimi ve Yargıçlar Sendikası Başkanı Ayşe Sarısu Pehlivan: İnsan haklarını ve ifade özgürlüğünü her koşulda, “ama”sız korumalıyız

Evet, şu sıralar yeryüzü herkes için bir parça klostrofobik ancak Türkiye, salgından bağımsız olarak hızla nefes alınamaz ülkeler liginde üst sıralara yükseliyor. Hak savunucuları, sivil toplum, medya ve avukatlar uzun süredir baskı ve risk altında, özellikle COVID-19 salgını sırasında yaşananlar, bağımsız düşünen ve düşündüğünü açıklamaktan çekinmeyen hekimlerin susturulmaya çalışıldığını bir kez daha gösterdi.

İki haftadır ise hâkimlerin ifade özgürlüğünün sınırı, yaşam hakkını savunmak çizgisinden çekilmeye çalışılıyor. Önce Karşıyaka hâkimi ve Yargıçlar Sendikası Başkanı Ayşe Sarısu Pehlivan, ardından da yine İzmir’de hâkimlik yapan Demokrat Yargı Derneği eş başkanı Orhan Gazi Ertekin hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından soruşturma açıldı. Gerekçe, tüm ülkenin gözleri önünde sürdürdüğü ölüm orucunu 323. günde sonlandıran fakat iki gün sonra 7 Mayıs’ta hayatını kaybeden Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek hakkında yaptıkları ve yaşam hakkını savunan sosyal medya paylaşımlarıydı. Gökçek’in talepleri arasında Grup Yorum’un çalışmalarını yürüttüğü İdil Kültür Merkezi’ne polis baskınlarının son bulması, grup üyelerinin arananlar listelerinden çıkarılması, konser yasaklarının kaldırılması, haklarında açılan davaların düşürülmesi ve tutuklu Grup Yorum üyelerinin serbest bırakılması vardı. Her iki hâkimin de birer mesleki örgütünün yöneticisi olması ayrıca dikkat çekici.

Ayşe Sarısu Pehlivan 3 Mayıs’ta Twitter’dan şu mesajı paylaştı: “Türküler kimseye zarar vermez.” Hükümet yanlısı medya tarafından İbrahim Gökçek çoktan DHKP-C’li bir terörist ilan edilmişti, Pehlivan da kısa sürede terör destekçisi olarak hedef gösterildi ve aleyhine trol hesapların desteklediği bir linç kampanyası başladı. Hedef gösterildiği tweet’lerde sadece Gökçek hakkındaki mesajı değil, o gün ve öncesinde yazdıkları da örnek gösteriliyordu. Pehlivan aynı gün şu tweet’leri de atmıştı: “Basın endeksine göre bulunduğumuz yer her şeyi açıklıyor”, “Halkın haber alma hakkı engellenemez.” Gökçek’in 7 Mayıs’taki ölümünün ardından “Ölüm adın kalleş olsun” yazdı ve HSK süreci başladı. Pehlivan, 15 Mayıs’ta üç ay süreyle görevden uzaklaştırıldı. Aynı gün Ertekin hakkında da soruşturma başlatıldığı haberi geldi. Beş baro ve 11 hukuk örgütü, hâkimlere destek mesajı yayımladı. Ayşe Sarısu Pehlivan, hâkimlerin ifade özgürlüğü alanının sıradan vatandaştan çok daha geniş olduğunu hatırlatıyor ve ifade özgürlüğünün “ama”sız korunmasının önemine vurgu yapıyor:

Sosyal medyada pozisyonunu belli etmekten çekinen biri değilsiniz göründüğü kadarıyla. Daha evvel fikirleriniz yüzünden böyle hedef gösterilmiş miydiniz?

– Ben su gibi berrak yaşayan biriyim. Yaşadığımı söyler, söylediğim gibi yaşarım. Bu nedenle sosyal medyada da tabii ki gerçek kimliğimle varım. Ama hayır, daha önce paylaşımlar nedeniyle hedef gösterilmemiştim.

İbrahim Gökçek’in ölümünün ardından üzüntünüzü ifade eden iki tweet yazdınız, ardından da hedef gösterildiniz. Bu sonuçla karşılaşacağınız aklınıza gelmiş miydi? 

İbrahim Gökçek üzerinden ölüme karşı yaşam hakkının kutsallığını belirten bir tweet’im var. Burada kişinin kim olduğu önemli değil. Bu kişi hangi görüşten olursa olsun önemli olan insan olması. Bu şekilde ölüme yatmanın, konser yapmak için mücadelenin ölümle olmayacağına dair bir tweet’im daha var. Pek çok kişinin bu konuda tweet’i var, mesela “Ahbab” gibi oluşumların resmi makamlarla görüşmesi de var. Şimdi yaşam hakkına sahip çıkan bu oluşumları da bana yapıştırmaya çalıştıkları gibi terör sevici olarak mı suçlayacağız?

İnsan haklarını ve ifade özgürlüğünü her koşulda, “ama”sız korumalıyız. Yoksa demokratik bir ülke olduğumuza dair söylemler hamasatten öteye gitmez. Maalesef bu hakları korumak istediğinizde o kadar kolay bir şekilde memleket düşmanı olarak yaftalanıyorsunuz ki. Ben yurt nedir, vatan nedir, yurttaş nedir, kimdir, aydın kime denir, aydın sorumluluğu nedir, etik değerler nelerdir çok iyi bilirim. Bu nedenle bana yapıştırılmak istenen tüm yaftaları reddediyorum. Dedem Çanakkale gazisi olup Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunun yanında yurt savunması yapmıştır. Memleketimin, vatanımın toprağına bir çöp dahi atamam, değerini çok iyi bilirim. Bu şekilde suçlayanlara akıl ve ihsan diliyorum. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan herkesin eşit haklara sahip eşit yurttaş olarak, barış içerisinde, kardeşçe, tüm farklılıklarımızla bir arada yaşayabileceğimize inanıyorum.

Hakkınızda verilen görevden uzaklaştırma kararını nasıl yorumluyorsunuz?

– Tweet’lerimin üzerinden üç gün geçtikten sonra bir grup trol’ün sosyal medyada başlattığı linç kampanyası sonucu HSK inceleme kararı aldı. Ancak troller ve kendisine gazeteci diyen bazı kişilerin saldırıların dozunu artırması ile daha önce görülmemiş bir şekilde açığa alındım. Üzgünüm. HSK’nın yargıç ve savcıların her türlü baskıdan uzak şekilde görevlerini yapmalarını sağlayan bir kurul olması gerekirken bunu yapmadığının, yapamadığının görülmesi açısından üzüntü verici.

Hâkim tarafsızlığını yitirmekle itham edildiniz. Hâkim tarafsızlığı ile ifade özgürlüğü arasındaki sınır nereden çizilir?

– Yargıçların ifade özgürlüğünün sınırının, sade yurttaşların ifade özgürlüğü sınırından daha geniş olarak yorumlanması gerektiği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ile kabul edilmiştir. Yaşam hakkının savunulması hâkim tarafsızlığı için olmazsa olmazdır zaten.

Hakkınızda verilen görevden uzaklaştırma kararına itiraz edecek misiniz?

-Karara karşı yeniden inceleme isteyeceğim ve yasal yolları kullanacağım. Hedef gösterenler hakkında da yasal yollar tüketilecektir.

Son dönemde Türkiye’de kişileri susturmanın, konuşanlara da bedel ödetmenin bir kalıbı ortaya çıktı. Önce hükümet yanlısı kişiler ve yayın kuruluşları tarafından hedef gösteriliyor sonra cezalandırılıyorlar. Bu konuda ne dersiniz?

Sosyal medya gücü maalesef bizim alanımızda da çok etkili oluyor. Aslında yargının tüm kurulları ile kararlarını verirken medyaya karşı da bağımsız kalması ve etkilenmemesi gerekir. Evrensel hukukta böyle kabul edilir.

Kadın olmanız maruz kaldığınız nefret söyleminin şiddetini artırmış olabilir mi? Son günlerde kadınlara yönelik sosyal medyada ataerkil söylemlerde de artış gözleniyor…

– Evet, kadın olmamın bu nefret söyleminde rolü olmuştur diye düşünüyorum.

Size verilen ceza sonrası aldığınız tepkiler nasıl? Uluslararası hukuk veya ifade özgürlüğü kuruluşlarından, sendikalardan destek geldi mi? 

-Avrupa yargı dernekleri şu ana kadar destek vermedi. Sanırım durumdan henüz haberdar oldular. Aslında bizdeki sorunlara çok eğilmiyorlar, anlamıyorlar işleyişi de. Bakalım belki ileriki dönemde anlayacaklardır. Benim gibi düşünen ve mücadele verenlerin tek arzusu daha iyi bir yargı düzenine ulaşmak ve adalete erişimi sağlamaktır.